Şale Serdaroğlu’nun ilk kitabı Rüzgârın Kızı, özgürlüğün ruhun serbest bırakılmasıyla buluştuğu; duyguların, satırlara filtresiz bir şekilde aktığı güçlü bir şiir kitabı.

Yazar, tüm şiirlerinin kendisi için özel olduğunu vurgularken, bazı dizelerin sevdiklerinden izler taşıdığını dile getiriyor. Özellikle babasına yazdığı şiirin, anlam bakımından çok büyük bir değer taşıdığını belirtiyor. İsterse, bu şiirleri tüm şiirleri arasından “cımbızla” ayıklayabileceğini söylemesi, her bir metnin kişisel bir hatıra niteliği taşıdığını gösteriyor.
Kendisine kitapta neden kendi fotoğraflarını kullandığını sorduğumda şu cevabı verdi:
“Bu kitap sadece bir şiir kitabı değil; geleceğe bıraktığım bir hatıra kitabı. Günümüz dünyasında her şey görselliğe dönüştü.
Yeni nesil ve gelecekteki nesiller, kitap okurken satırların arasında mutlaka görsel bir renk arayacak. Ben de bu nedenle böyle bir tercih yaptım.”
Okuyucu yorumlarını merak edip kendisine sorduğumda ise en sık aldığı geri bildirimin “samimiyet” olduğunu söyledi:
“Okuyucular kitabımda samimiyet buldu. En çok bu yorumu aldım. ‘Şiirleriniz bizden, bizim içimizden biri gibi’ diyorlar. Bu beni ziyadesiyle memnun ediyor; çünkü amaçladığım şey tam olarak buydu.”
Sohbetimizin sonuna doğru Şale Hanım’ın içten sözleri beni derinden etkiledi:
“İnsanları seviyorum. Her insan benim için ayrı bir hikâye. Yaşam hepimize hem güzel hem çirkin yüzünü gösteriyor. Hayatı ve insanı sakinlikle, anlayışla karşılamak gerek.
Ben de böyle yapıyorum.

