~ Meşrebimiz Duadır ~
Duayı Kendimizden Çıkarıp İnsana Taşıyabilmek
Dua çoğu zaman kendimiz için ettiğimiz bir dilek olarak algılanır. Oysa biz, tek başına yaşamayan; farklı kültürlerin, fikirlerin, inançların ve duyguların iç içe geçtiği büyük bir âlemin içindeyiz.
Birebir temas etmesek bile işte, toplu taşımada, ortak alanlarda, kapı komşumuzla ya da aile içinde bu geçiş hâlleri hayatımızın kaçınılmaz bir parçasıdır. Kabul etsek de etmesek de bu, bizim sahici gerçeğimizdir.
Bu çeşitlilik karşısında yaşanan kutuplaşma ise bana göre insanın kendine yakıştıramadığı ama sıkça başvurduğu bir kaçış yoludur. Adını koyamadığımız A ya da B planları…
Oysa iyi niyeti koruyabildiğimizde, onu kaybetmediğimizde, duayı da genelleştirmeyi öğreniriz. Hep kendimiz için, hep “bana” demekten vazgeçmeyi…
Belki de bugün başlamak gerekir.. Aynı yere, en iyi niyetlerle ruhlarımızı uçurmayı denemek gerekir. Bunun için gerçekten müsait bir zaman seçmek; kendimize, içimize dönmek gerekir.
Çünkü insanın gönül hanesi, dünyadan daha büyük bir âlemdir. Bu, bir zamanlar kilitleyip anahtarını kaybettiğimiz bir kapıdan söz etmek değildir. En derin, en içten niyetlerle, anahtara bile gerek duymadan açılabilen kapılardan bahsediyorum..
İnsana bu keramet verilmiştir..
Dua yoluyla, huşû içinde iç âlemimizin sırlı kilitlerini açmak sanıldığı kadar zor değildir.. Yeter ki şahsi dileklerle küçülmeyelim, niyetlerimizi daraltmayalım..
Bir alan açıp gönülden bir “es” verelim ve düşünelim. Sadece ellerimizi açmak yetmez; aşkın samimiyetiyle ruhumuzu açmak gerekir..
“O” ki vermek şanından olan cömertliğin sahibidir..
“O”, kendisine açılanı geri çevirir mi hiç?
Arı büyüklüğündeki ruhlarımızla naz makamında dururken, ilahi aşkın huzurunda bize baldan tatlı bir ikram sunulmayacağını mı sanıyoruz?
Diyelim ki ellerimiz koz gibi kurumuş…
Diyelim ki gözlerimiz yaşlı, gönüllerimiz buruk… Peki ya niyetlerimiz? Onlar da mı yas tutuyor?
O kadar kolay değil. Biz aşkla, niyazla var oluruz..
Doğuşlarımızı basit sözlerden ibaret mi sandık? Atalarımızdan kalma ananeleri nasıl unuttuk? Çocukken koştuk, koşturulduk; düştük, düşürüldük; kalktık, kaldırıldık. Uyuduk, uyandık, uyandırıldık biz..
Bir durmak gerek.
Bir kalmak.. Bir söyleşmek…
Kendin hakkında bu kadar erken karar verme. İstişare sünnettir; hele bir fikirleşelim..
Destur almadan kaderinden, nereye böyle?
Güneşhan Fatma Gök

