Elbet biliriz, kendimizi ululardan değiliz.
Dileriz ki ulaklardan heyecanla verilen gibi duyun bizi.
Sarın bizi; Tanrı’nın elleri olan anneler gibi, şehri nefesle çekin bizi.
Karlı dağları sırtlayan, eşikleri koruyan babalar gibi, köprülerimizi yıkmadan tutun.
Güzelliğin sinonimi temsili bakmaya, görmeye gelin bizi.
Düşüncelerinizi kapatmayın, yüzünüzü çevirmeyin bizden.
Okuyun bizi okul gibi.
Zira anlattığımız cümleler bir dilbazın öyküsünden değil.
Bizi “diğerleri” diye değerlendirmeye yönelmeyin; kalbinizde bir yer verip, yetecek kadar zaman açarsanız, dinlerseniz ruhunuzla, davet gönderirsem sevgiden mühürlenmiş mektubuma nasıl cevap verirdiniz?
Kalp otağımda kocaman yerler var. Dokuz köyden kovulanlar için çift rakamdan haneli köylerimiz var bizim.
“Ne olursan ol gene gel” diyecek kadar iyi değilim.
Zira ben derviş, zira ben ermiş değilim.
Aşkın rızasıyla kapıyı çalıp nazikçe eşiğimden geçene, gönül yurduma adap ile girene pek kolay yakınlaşır uzaklar, uzlaşır kalbim.
Kolay edeni nezaket bilenlere çok meclisler kurulur, çok hanelerle birleşir, kavuşur yollar.
Gülümsemeyle aynalandı, tebessümden açıldı camlar.
İyi niyetle örtüldü diye perdelerim.
Sanmayın ki olan bitenleri görmezden, anlamazdan, bilmezden biriyim.
Sanmayın nokta için virgüller kadar eğilenlerdenim.
Elifler gibi dik duran ünlemlerimle adil olur, adaletsizliğe karşıdır fikirlerim.
Boşuna değil haksızlıklar karşısında sinirden titreyişlerim.
Evet, göğsünü kabartarak inciteni hiç sevemediğim doğrudur.
Ölsem ısınamıyorum hiçbir dem hasise, kaba, bencil beşere.
Soğuğum bu alametlerin cümlesine.
Ki bundandır, inceden gök gürler gibi yükselişlerdeki deliliklerim.
Lütfen anlayın beni.
Hırçınlıklarımı bundan sebep görmezden gelin.
Ah, o yıldan beri koşarak gidenler ve salınarak gelenleri tanır suretimiz.
Denize süzülürken denizleri yüzdürenlere değildir sözüm.
Huyumun suyuna gidermiş gibi görünen, arkamı döndüğümde çakılır gibi derine düşenlerin akıbetli kaderlerini gördük.
Bu sondan çoğu kez ohlayarak sevinmedik.
Hatta insanın ibretlik sonuna insanlıklar içinde haya ettik, yazık dedik, gücendik.
“Ya değdi mi?” dersin, bu sona; biz seni bir film gibi izledik.
Haşa, kalbimiz temizdir demeyiz, diyemeyiz! Aldığımız kırıklar, izler, parçalanmışlıklar içinde bir o kadar çoktur günah lekelerimiz.
Denize bakarken takıldım kuşların önümde yere düşen tüylerine.
Sonra daldım dünyada yaya yürüdüğüm cennet arası düşlerime.
~ ~ ~
Selam ile ederim en uluya tövbelerimi.
Ruhumda gezenler, ruhumu gezdirenlerle dört nala, uçarmış gibi olmak için.
Ah, o ak sakallı dedelerden icazet alsak, göçebe talihimizden göndersem ya dünyanın merkezine maşuklarımı.
En güzel yıllardan, en güzel yollardan tozu toprağa katarak; rüzgârlara bebek kokusu salarak, istenmeyenleri uzağımızdan tutarak.
En doğru, en kocaman adımlarımızı atarak yaşamımızı iyilerle sürsek ya.
Yanağımızdaki yaşları silmeye, sildirmeye.
Ayaklarıma takılan taşlarla şeytanı taşlamaya.
Anılarımızda, hayallerimizde yavuz atlar gibi şaha kalkmaya.
Yaş almadan ehlileşerek ve ölmeden biraz dünyalık ödünç almayla dursam.
Ve ruhun kalbinin atışında pervane döndüğünde cihanda meşki hatırla.
Aşk tektir; o yüzden tek hecedir ve Rab’binden insana sirayettir. Aşk, Allah’ın insandaki tecellisidir.
Alelade bir dildade değilsin sen.
Şahadetle yıkanmışlara bak; yeryüzünün halifesisin sen.
Ey Leyla’sını çölde aramaktan vazgeçip içinde bulan, ölümde buluşma ayrılığıyla hazırlanan âşık.
Ey yar, gözlerinden önce gökyüzüne mil çeken garip Mecnun’la helalleşsek ya.
Siyahı beyazla yaran güneşle, tandan geceye saklanmış ayı, yıldızı.
Huzursuz kaderlerden ırak olan masallardan bana alacaklı hikâyeler anlatarak uyutsan ya sevgili.
Alacalı gecelerde kalbimde yatsan, gitmesen, kalbimle ayrılmasan ya.
Her çocuktan, çocukluktan gönül alsak.
İhtiyarlamış imgeme toy dilekler içinde çare bulmak kime düşer?
Kime düşer yere düşeni kaldırmak?
Biz ölümsüzlüğün sırrının peşine düşmedik.
Hayatta en büyük sırrın ölüm olduğunu öğrendik.
Lokman Hekim’e yaralarımız var diye hiç seslenmedik.
Anladık ki yaralar bize takat olsun diye budandık, bilendik.
~ ~ ~
Sevgiye talim edenler yar olsun gönül hanemize.
Bilge bir tebessümle yaşlanmaya gelseniz ya.
Neden en çok yaşayamadığımız her şeyi özleriz biz?
Eksik, dökük, artık parçalarından tanıyoruz sandığımız yamalı hatıraları.
Bilge bir tebessüm ile yaşlanmaya geldiler gönül hanemize.
Ruhumuzun her iki cihanda payidar tebessüm etmesini bekliyorsak eğer, gönül aynamıza dilimizde yazdığımız geceden bir not düşelim:
Tebessüm et.
Sev.
Dua et.
Aklın en iyi libaslarından biri empati, kalbin en iyi libaslarından biri saf sevgi, bedenin ve lisanın en iyi libaslarından biri edepten sarılı insan ilhamdır.
Ki esasımız, amacımız bu olur ise ne âlâ; işte o zaman gözümüzün değdiği, elimizin dokunduğu her şeyle zahiri ve bâtınıyla bize âlemin o tek kudretli ihsanı, en güzel lisanla, beyaz dilekçe ile gülümser bize.
Arş-ı Âzam’ın selamı, Rab’bimizin tebessümü ruhumuzun üzerinde olsun.
Güneşhan fatma Gök

