Dünyanın neresinde bir mazlumun ahı yükselse, neresinde insanlık onuru çiğnense; Batı’nın sırça köşklerinde oturan o bildik “modern” yüzlerin ikiyüzlülüğü bir kez daha sahneye çıkıyor.
Bunun son ve en çirkin örneklerinden birini, İslam düşmanlığı ve ırkçılığı kendine siyasi sermaye yapmış Hollandalı siyasetçi Geert Wilders’ın Kurban Bayramı’na yönelik hadsiz saldırısında bir kez daha gördük.
Milyonlarca insanın inancını, asırlık bir ibadeti “barbarlık” olarak nitelendiren bu sığ zihniyet; aslında kendi ahlaki çöküşünü perdelemeye çalışıyor. Gelin, bu çarpık bakış açısına çok temel bir hakikati hatırlatarak başlayalım:
Paylaşmanın ve Kardeşliğin İbadeti
Kurban Bayramı; her hanenin paylaştığı, her yoksulun doyduğu ve kardeşlik bağlarının et ile tırnak gibi pekiştiği mübarek bir dayanışma dönemidir. Bu ibadeti vahşet olarak göstermeye kalkan o elitist ve kibirli akla sormak gerekir:
Sizler lüks restoranlarınızda, konforlu masalarınızda tükettiğiniz o etlerin sofranıza gökten zembille mi indiğini sanıyorsunuz?
Endüstriyel hayvancılığın acımasız çarklarını, sırf kendi boğazınızdan geçiyor diye “medeniyet” ambalajıyla sunarken; paylaşmayı, muhtacı gözetmeyi ve dayanışmayı merkeze alan bir inanç pratiğini canavarlaştırmak tam bir akıl tutulmasıdır.
Maskelerin Arkasındaki Gerçek Barbarlık
Ancak mesele sadece bir et tüketimi ya da hayvan hakları duyarlılığı değil. Mesele, bu sözde hümanistlerin takındığı o riyakâr maskedir. Bugün dünyada eğer ortada gerçek bir barbarlık aranıyorsa, kurban ibadetinden önce ilk akla gelmesi gereken yer bellidir: Filistin.
Yıllardır bir halkın üzerine bombalar yağdırılırken, modern dünyanın gözü önünde masum çocukları katleden bir vahşet mekanizması işliyor. Sayın Wilders ve onun gibi karanlık zihniyetler; kundaktaki bebeklerin, sokakta oyun oynayan çocukların ellerinden en temel hak olan “yaşam hakkı” alınırken seslerini çıkarıyorlar mı?
Aksine; bu soykırımı, bu gerçek barbarlığı ya derin bir sessizlikle ya da açıkça alkış tutarak destekliyorlar.
İnsan hayatını, özellikle de Müslüman ve mazlum çocukların hayatını hiçe sayanların; bir paylaşma bayramı üzerinden dünyaya medeniyet dersi vermeye çalışması trajikomik bir tiyatrodan ibarettir.
Gerçek “Ware Barbarisme”
Şunu net bir şekilde tarihin ve insanlığın hafızasına kazımak gerekiyor:
Ware barbarisme yani gerçek barbarlık bir bayram sabahı yoksulun sofrasını donatmak, insanları kardeşçe bir araya getirmek değildir.
Gerçek barbarlık:
Filistin’de parçalanmış çocuk bedenlerini görmezden gelmektir.
O cinayetleri meşrulaştırmaktır.
Kendi kanlı siyasetinizi masumların çığlıkları üzerine inşa etmektir.
Maskeniz düştü. Dünya, sizin neye “barbar” dediğinizi de, arkasında durduğunuz gerçek vahşetleri de çok iyi görüyor.

