Bazı anlar vardır; insanın, yürüdüğü zamandan bir adım geri çekilmesi gerekir. Ne ileri gitmek çare olur o vakit ne de olduğu yerde kalmak… Ancak zamanın dışına, o görünmeyen eşiğe basabilenler anlar: Bir nefes arası dediğimiz şey, aslında ruhun kendine açtığı gizli bir kapıdır.
Çünkü insan, çoğu zaman yaşadığını zannederken yalnızca olup bitenlerin içinden geçer; oysa yaşamak, bazen durup kendine bakabilmektir. Kendi gölgesine uzaktan bakar gibi, kendi kalbini bir yabancının kalbiymiş gibi dinleyebilmek…
Gürültü yalnızca dışarıda değildir; insanın içinde de konuşan, susmayan, hükmeden bir kalabalık vardır. İşte o kalabalıktan sıyrılabildiği an başlar hakikat: Seslerin sustuğu değil, insanın kendine yalan söylemeyi bıraktığı an.
Elimizde olmayana hükmetme arzusu, insanın kendi aczini örtmek için kurduğu en ince oyundur. Ne kadar tutmak istersek o kadar dağılır hayat avuçlarımızda. Bu yüzden bazen bırakmak gerekir; çünkü bırakmak kaybetmek değil, emaneti sahibine teslim etmektir.
Madde dediğimiz şey, çoğu zaman ruhun etrafına ördüğü görünmez bir zincirdir. İnsan sahip oldukça hafiflediğini sanır, oysa yükü artar. Zincirler altından da olsa zincirdir ve hakikat, ancak onları kıracak kadar cesur olanlara yüzünü gösterir. İşte o vakit, insan ince bir ipe tutunur gibi tutunur hakikate; ne tamamen düşer ne de eskisi gibi kalır.
Keşkeler, eyvahlar, vahlar… Geçmişin ağırlığını bugüne taşıyan sessiz taşlar gibidir. İnsan onları kalbinde taşıdıkça yürüyemez, yürüdükçe de daha çok yorulur. Belki de yapılması gereken, onları bir sandığa kaldırmak değil sadece, o sandığın yerini bile unutmaktır.
Çünkü insan, ancak “şimdi”nin içinden geçerek kendine varır. Ne geçmişin gölgesi ne geleceğin hayali ona hakiki bir yol olur. Şu an, şu saniye… İşte insanın kendine en yakın olduğu tek yer burasıdır. Ve insan, ancak buradan kanat çırpabilir özüne doğru.
Aşk… Eğer gerçekten aşk ise yere bağlayan değil, yukarı çağıran bir basamaktır. Sevmek, yalnızca birine yönelmek değil, varlığa incelikle dokunabilmektir. Sevgi azık olmalı insana; yol uzadıkça tükenmeyen bir rızık gibi. İyilik, üstüne uzandığında kalbini incitmeyen bir döşek; huzur ise başını koyduğunda seni kendine döndüren bir yastık olmalı.
Ve insan, bütün bunların içinde şunu fark eder: Hürriyet, zannedildiği gibi istediğini yapmak değildir. Hürriyet, insanın kendi nefsine rağmen doğruyu seçebilme kudretidir. Kendinden vazgeçebildiği ölçüde kendine yaklaşmasıdır. Kendi içindeki ağırlığı bırakabildiği kadar hafiflemesidir.
Ben öyle bilirim ki insan, kendini terk edebildiği kadar kendine kavuşur. Ve belki de en büyük yolculuk, hiçbir yere gitmeden kendi içine doğru yürüyebilmektir.

