Afganistan’da kız çocuklarının elinden defter değil, gelecek alındı.
“Okuma” dediler, “bilme” dediler, “sus” dediler.
Oysa suskunlu k bir erdem değil, dayatmadır. Bir toplum yarısını karanlığa gömerse, öteki yarısı da aydınlıkta kalamaz. Çünkü karanlık bulaşıcıdır.
Kadından korkan düzen bilgiden korkar. Bilgiden korkan düzen ise sorudan, itirazdan, değişimden korkur. Afganistan’da bugün korku yönetiyor. Bir kız çocuğunun kaleminden ne zarar gelir?
Bir defter neyi yıkar?
Asıl korkulan, o kalemin yazacağı ilk cümledir. Çünkü yazı itaat etmez.
Eğitim bir lütuf değildir; insan olmanın asgari şartıdır. Elinden alınan yalnızca okul yolu değil, hayal kurma hakkıdır. “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusu bir kız çocuğu için anlamsızlaştığında, orada sadece birey değil, toplum da sakatlanır.
Kadın susturulduğunda toplum dilsizleşir.
Kadın geriye itildiğinde zaman da geriye akar.
Afganistan’da baskı bağırmıyor; fısıldıyor. “Gerek yok” diyor, “ayıp” diyor, “günah” diyor. En tehlikelisi de bu. Çünkü fısıltı, direnci yavaş yavaş eritir.
Kadını önce okuldan, sonra sokaktan, en sonunda hayattan siler.
Kadın yok sayıldığında geriye ne kalır?
Korkunun hüküm sürdüğü bir sessizlik.
Bir toplumu kadınsız düşünen akıl, gerçekten akıl mıdır?
Kadını yok sayan bir düzen hangi ahlaktan söz edebilir? İnanç, merhametle sınanmaz mı?
Merhametin olmadığı yerde Tanrı’nın adını anmak, hangi vicdana sığar?
Dünya izliyor. Not alıyor. Rapor yazıyor. Ama hiçbir rapor, kapalı okul kapısında bekleyen bir kız çocuğunun sessizliğini taşıyamaz. O sessizlik insanlığın utanç hanesine yazılıyor.
Ve evet, bu suskunlukta hepimizin payı var.
Ve tam burada, bir Türk kadını olarak duruyorum. Nefes alıyorum. Geriye bakıyorum.
Aynı coğrafyada, aynı inanç ikliminde ama bambaşka bir kader çizgisinde yürüdüğümüzü görüyorum. Çünkü bu topraklarda bir adam çıktı ve “Kadınlar omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıktır” dedi.
Eğitimi lütuf değil, hak olarak tanımladı. Kadını eve değil, hayata çağırdı.
Bugün kalem tutabiliyorsam, soru sorabiliyorsam, susmuyorsam; bu cesaret bana miras bırakıldı.
Bir Türk kadını olarak Afganistan’daki karanlığa bakarken, kendi aydınlığımın değerini daha iyi anlıyorum.
Ve duygularım elbette tek cümleye sığmaz sonsuz bir minnetle…
Teşekkür ederim Atatürk.

